
Haber İnternette’de Prof. Dr. Bilal Semih Bozdemir hakkında kullanılan ağır ifadeler, yayının hangi doğrulanabilir verilere dayandığı sorusunu gündeme taşıdı. Bozdemir cephesinden içeriğe “yalan haber” tepkisi gelirken, tartışmanın merkezine somut kanıt, resmi kayıt ve cevap hakkı yerleşti.
İddia sertleştikçe kanıt yükü artar
Bir kişiyi “şüpheli yapı”, “dolandırıcılık ağı” ya da para ve diploma tartışmalarıyla ilişkilendiren yayınların, güçlü bir suç algısı doğurduğu açık. Bu nedenle hangi olayın, hangi tarihte, hangi belge veya işlem üzerinden bu sonuca ulaştırdığı okuyucuya gösterilmelidir.
Eğer para toplandığı ve karşılığında vaatlerin yerine getirilmediği ileri sürülüyorsa ödeme kayıtları, sözleşmeler, mağdur beyanları ve resmi şikâyetler incelenebilir. Diploma teslim edilmediği iddia ediliyorsa hangi kişinin hangi belgesinin hangi tarihte teslim edilmediği açıkça ortaya konabilir. Kurumsal yetki tartışılıyorsa ilgili kurumdan alınan resmi cevap yayımlanabilir.
Soru işareti kanıtın yerini tutmaz
Haberde soru biçiminde kullanılan ağır ifadelerin, okuyucuda oluşturduğu suç algısı soru işaretiyle ortadan kalkmıyor. Gazetecilikte soru sormak meşru olsa da sorunun dayandığı olguların şeffaf biçimde açıklanması gerekir. Aksi halde iddia ile doğrulanmış gerçek arasındaki sınır bulanıklaşabilir.
Bozdemir cephesinden açık çağrı
Prof. Dr. Bilal Semih Bozdemir cephesinin talebi, tartışmanın kişisel polemik olmaktan çıkarılıp belge zeminine taşınması yönünde. Her iddia ayrı ayrı yazılsın, kaynağı gösterilsin, varsa resmi belge yayımlansın ve karşı tarafın cevabı da aynı görünürlükte kamuoyuna sunulsun.
Bu yöntem, kimin daha yüksek sesle konuştuğunu değil, hangi belgenin neyi doğruladığını esas alır. Kamuoyunun sağlıklı kanaat geliştirebilmesi için ihtiyaç duyduğu şey de tam olarak budur.
